22.01.2014

”Pürüzsüz” soruşturmalar

Heilbronn’daki cinayetin görüldüğü bugünkü duruşma, Federal Kriminal Dairesi’nden (BKA) mahkemeye kadar devletin tüm taraflarının çelişkileri örtbas etmeye çalışırken delillerin nasıl toplandığını göstermektedir. Delillerin toplanmasıyla her ne kadar mahkeme açısından önemli soruların açıklığa kavuşturulması beklense de, cevaplardan daha çok ortada soru işaretleri bırakıyor. Şimdi sanki netlik kazanmış gibi tüm taraflar çaba gösteriyor. Zschäpe’nin avukatları ise tamamen kayıtsız kalıyor. Onlar, sadece müdahil avukatların sorularını bloke etmek söz konusu olduğunda taraf oluyorlar. Burada da, Zschäpe’nin Böhnhardt ve Mundlos ile birlikte suç işlendiğine dair kuşkular ortaya çıkması ve tam da Zschäpe’nin yararına olması gerekecek bir durumun olması gerekiyor ki taraf olsunlar.

Duruşmada tıbbi bilirkişi ölüm nedeni, olayın oluş şekli ve seyrine dair yaptığı incelemeleri mahkemeye sundu. Bilirkişi görünüşe göre, her türden modern teknoloji ile çalışmıştı; yine de önemli sorular cevapsız kaldı. Özellikle, kimin tetiğe bastığı ve olay yerinde ikiden fazla kişinin olup olmadığı soruları belirsizliğini koruyor. Açık olan şey; sadece Mundlos’a ait olan ve üzerinde Kiesewetter’in sıçrayan kanının bulunduğu eşofman altı. Mundlos onu olayda giymişti. Ve: eylem tıpkı bir infaz gibi gerçekleşti, bu açıdan diğer NSU cinayetlerine benziyordu.

Duruşmaya, Böhnhardt ve Mundlos’un ölümünden sonra silahları karavandan çıkararak güvence altına alan polis memurunun ifadesiyle devam edildi. O, Arnold ve Kiesewetter’e ait olan her iki silahın başlangıçta hızla tespit edildiğini doğruladı.

Ateşli silah uzmanı olan bir tanığın, bulunan her iki pompalı silaha dair verdiği bilgiye göre silahlar aynı çapta olabilirdi. İlki ısıdan dolayı tamamen deforme olmuştu, kovan ya da silahın içinde fişek bulunmuştu. Diğer silah, Winchester, -büyük olasılıkla Böhnhardt ve Mundlos ölü bulunduktan sonra- boş kapsülle bulunmuştu. Ateşlemeden sonraki bir durumdu, boş kovan da bulunmuştu. Karavanın zemininde her iki tüfekten çıkmış olabilecek iki boş kapsül bulundu. Yani, bu bulguyla birlikte sadece üçüncü bir kişinin her iki Uwe’yi öldürmüş olabileceği yönündeki kendine geniş yankı bulmuş olan bu tez çürütülebilirdi. Ancak, bunun için yeni bir itiraz çıkıyor; çünkü, bugüne kadar üç kurşundan hiç bahsedilmedi. Buna rağmen mahkeme, federal savcılık ve savunma herhangi bir soruya gereksinim duymadı; sadece müdahil avukatlar soru sordu.

Diğer tanıklar savcılığın iddiasındaki detayları doğruladı.

Son tanık olarak, Heilbronn cinayeti için soruşturmadan sorumlu Federal Kriminal Dairesi başkomiseri Giedke çağrıldı. Sorgulaması tamamlanmadığı için önümüzdeki hafta devam edilecek. Tanık, Temmuz ve Ekim 2012 yılında iddianamenin esas aldığı nihai soruşturma raporlarını yazdı. İlk evrede, tüm çelişkileri ve şüpheleri -onlara dair ‘pürüzleri’- ortadan kaldırdı. Raporunda, Kiesewetter ve Arnold’un amiri -”KuKluxKlan” üyesiydi- için yaklaşık olarak şunu ifade ediyor: O, sadece sıradan bir üyeydi, 2002 yılında ayrıldı ve NSU ya da Üçlü ile hiçbir bağlantısının olmadığını ”inandırıcı” olarak temin etmişti. Başkomiser Giedke, Böhnhardt ve Mundlos’un Stuttgart’taki ikametlerini doğruladı; ancak aynı zamanda soruşturmalar için, örneğin güneybatı Alman Nazi çevrelerinin bağlantılarına dair hiçbir ipucunu göstermediğini ileri sürdü.

Stern dergisinin bir Amerikan istihbarat servisinin ”Nazi ajanları”, polis ve Anayasayı Koruma Dairesi arasında geçen bir çatışma için gözlemleri olduğuna haberi incelenmiş ve yanlış olduğu ortaya çıkmıştı. Hem Amerikan Elçiliği hem de Alman istihbarat birimleri bu türden faaliyetlerin olmadığını doğruladı.

Kiesewetter’in amcası Thüringen’deki bir polise verdiği ifadesinde, NSU’nun ortaya çıkmasından önce yeğeninin ölümü ve ”Türk cinayetleri” arasında kendi kendine bir bağlantı kurmuştu. Giedke ilk önce sadece basitçe olayı hatırlamak istedi. İlk olarak müdahil avukatların daha sonraki bir uyarısıyla bu ifadenin olduğunu doğruladı.

Mahkeme ve savcılığın daha fazla sorusunun olmaması üzerine müdahil avukatlar için sorulacak sorular belli oldu. Giedke kendisi soruşturmamış yapmamış, sadece soruşturmayı yürüten her bir sorumlunun fezlekesini yeniden bir araya getirilmiş ve burada ”pürüzler” giderilmişti. Giedke, Kiesewetter’in Nazi gösterilerindeki operasyonları hakkında olan raporundaki yanlış ifadelere yönelik müdahil avukatların açık olan soruları sonucunda itiraf etmek zorunda kaldı. O, aynen onu ”devralmıştı” ve kendisi tüm belgelere iyice bakmamıştı.

Mahkeme ve federal savcılığın davayı gerçekten aydınlatmayı değil, sırf iddianameyi tamamlamak istedikleri bir kez daha anlaşılıyor. Şubat 2012’de Almanya başbakanı, öldürülenlerin yakınlarına olayların mümkün olan en geniş ölçüde aydınlatılacağı sözünü vermişti. Buna karşın federal savcılık geçen hafta derinlemesine yaptığı basın toplantısında şöyle davrandı: Gazeteciler müdahil avukatların iddialarıyla kendilerini çıldırtmalarına izin vermesinler, bilakis soruşturmalara güvensinler. Çünkü her şey incelenmişti, teoriler boştu. Nazi terörünün yanı sıra ırkçı soruşturmaların mağduru olan ve şimdi gerçek bir aydınlanmayı talep eden müdahil davacılar için, bu tarz bir ”güven” çağrısı zırvalıktır, alay etmektir.